MUNTASER AL-SAWAF
18 Kasım 2023Muntaser Sawaf, 1990 yılında Gazze’de doğdu. Küçük yaşlardan itibaren hikâyeleri görsel bir dile dökmeye meraklıydı. El- Aksa Üniversitesi’nde gazetecilik eğitimi aldıktan sonra, fotoğraf tutkusunu bir mesleğe dönüştürdü. Anadolu Ajansı’nda serbest foto muhabir olarak çalışmaya başladığında tek arzusu vardı: Dünyaya kendi halkının yaşadıklarını gösterebilmek. 18 Kasım 2023’te, doğduğu topraklarda evine yapılan İsrail saldırısı hayatını altüst etti. Birkaç saniye içinde annesini, babasını ve iki kardeşini kaybetti. Kendi hayattaydı ancak yüreği ailesinin acısıyla paramparça olmuştu. Buna rağmen mesleğinin verdiği sorumlulukla sevdiklerinin yokluğunun ağır yükünü taşıyarak yeniden sahaya döndü. Sokaklarda, enkaz arasında bisikletiyle dolaşarak Gazze’nin tanığı olmaya devam etti. Kardeşi, onun mesleğini bırakmayı reddettiğini anlatıyordu: “Ne olursa olsun, çekmeye devam edeceğim” derdi. Basın yeleğinin kurşunları durduramayacağını biliyordu ama yine de durmadı. Çünkü onun gözünde kameranın her karede taşıdığı hakikat, silahların gücünden daha büyüktü. Muntaser Al-Sawaf, 1 Aralık 2023’te soykırımcı İsrail askerlerinin açtığı ateşle öldürüldü. Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Serdar Karagöz, Al-Sawwaf ’ın ölümü nedeniyle taziyelerini iletti. Karagöz, “Ne yazık ki bugün, İsrail saldırıları sonucunda serbest foto muhabirimiz Montaser Al-Sawwaf ’ı kaybettik. İsrail’in Filistin’e attığı bombalar yalnızca Filistinli çocukların, hastanelerin, okulların, camilerin ve kiliselerin üzerine düşmüyor; aynı zamanda Batı değerlerinin, uluslararası hukukun, insan haklarının ve iyiliği temsil eden her şeyin üzerine düşüyor ve bu değerleri paramparça ediyor” dedi. Muntaser Al-Sawaf arkasında eşi Alaa Rjab’ı, altı yaşındaki kızı Sarah’ı ve üç yaşındaki oğlu Ezzedine’i bıraktı. Çocukları, artık babalarının kamerasına yansıyan karelerden onun hikâyesini öğreniyor. Muntaser Sawaf ’ın fotoğrafları, bir halkın çığlığına dönüşmüş belgeler olarak kaldı. Onun adı Gazze’de yalnızca bir gazeteci olarak değil, gerçeğin ve direnişin yarım kalmış hikâyesi olarak hatırlanacak.