SAED ABU NABHAN
10 Ocak 2025Saed Abu Nabhan, 26 yaşında genç bir kameraman ve fotoğrafçıydı. Mesleğine olan ilgisini henüz lise yıllarında keşfetmiş, Gazze Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’nde fotoğrafçılık ve video düzenleme eğitimi almıştı. Yetenekleri ve çalışkanlığı meslektaşları tarafından takdir ediliyor; Alghad TV ve Anadolu Ajansı için serbest kameraman olarak görev yapıyordu. Evliydi ve 15 aylık oğlu Anas ile eşi Beraa Ziyad Abdulhafiz Hamide’yi katliamların gölgesinde korumaya çalışıyordu. Mayıs 2024’te, Nuseyrat Mülteci Kampı’ndaki evleri bombalanınca ailesiyle birlikte evlerini terk etmek zorunda kalmıştı. 10 Ocak 2025’te, Gazze’nin merkezindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın Al-Cedid bölgesinde yaşanan bir saldırıyı takip ediyordu. O gün, bölge İsrail askerleri tarafından kuşatılmıştı. Görgü tanıklarının anlattığına göre, Saed yaralı bir kişiye yardım eden sağlık görevlilerini görüntülerken bir keskin nişancı tarafından kasıtlı olarak hedef alındı. Yaklaşık 50 metre mesafeden tek kurşunla vuruldu; mermi göğsünden girip sırtından çıktı. Yere yığıldığında, çevresindekiler de hedef olmaktan korktukları için hemen yanına gidemedi. Yaklaşık yirmi dakika sonra ambulansa taşınsa da hastaneye ulaşamadan öldürüldü. O anı kaydeden bir videoda, yere düşerken “Ya Rabbi, vuruldum” dediği duyuluyordu. Bu, hem mesleğinin hem de hayatının son anını yansıtan en çarpıcı detay olarak hafızalara kazındı. Saed, kariyeri boyunca saldırıların gündelik dehşetini ve insanlık dramını gösteren sayısız görüntü çekmişti. Onun için tek bir “en önemli haber” yoktu; her yayını, her fotoğrafı savaşın gerçek yüzünü dünyaya gösteren birer tanıktı. Meslektaşı Mahmoud Al-Louh, onu “profesyonel, cömert ve fotoğrafçılığı seven” biri olarak hatırlıyordu. Eşi Beraa, yalnızca Saed’in değil, aynı zamanda kocasının ailesinden 31 kişinin de İsrail saldırılarında öldürüldüğünü aktardı. Bu katliamlar, olayın yalnızca bir bireyin değil, bütün bir ailenin sistematik olarak hedef alındığının göstergesiydi. Saed’in öldürülmesi, uluslararası kamuoyunda da yankı uyandırdı. UNESCO Genel Direktörü Audrey Azoulay, cinayeti kınayarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2222 sayılı kararına uyulması çağrısında bulundu. +972 Magazine’in ortaya çıkardığı belgeler gösteriyordu ki İsrail ordusu içinde Filistinli gazetecileri “terörist” olarak gösterme amacı güden gizli bir “Meşrulaştırma Hücresi” vardı. Filistinli medya kuruluşları ve Gazze Medya Ofisi, bu olayı İsrail’in Filistinli gazetecileri hedef alma politikasının bir parçası olarak nitelendirdi.